27 Mart 2008 Perşembe

Efendimizin güzelliğini herkes görmedi

Ömer Tuğrul İnançer'in 27 mart 2008 tarihinde Burç FM'de Sadettin Acar'ın sunduğu Seyir Defteri programında yaptığı sohbetin yazıya dönüştürülmüş halidir.

Seyir Defterinde Efendimiz Aleyhisselatuvesselam'ı konuşuyoruz. Efendimiz Aleyhisselatuvesselam ile ilgili aslında bildiğimizi sandığımız ama iyice bakınca yakından bakınca bilmediğimizi öğrendiğimiz gördüğümüz bazı meseleleri noktaları konuşuyoruz. Bazı klişeleşmiş işte dilimize pelesenk olmuş bazı kavramları sıfırdan hocamızdan öğrenmeye çalışıyoruz.


Şimdi Efendim Allah Kur'an'ı Kerim de "İnnallahe ve melaiketehu..." diye başlayan bir ayeti kerime de "Allah ve melekleri muhakkak Resulüne salat ediyorlar", "yâ eyyühelleziyne âmenu: iman edenler sizde O'na salat ve selam edin" mealinde bir ayet var, kısaca özetledim. Şimdi burada iki yönlü bir salat var. Bir Allah'tan Peygamber'e gelen Allah ve Meleklerden Peygamber'e gelen bir salat, birde bizden O'nun ümmetinden mertebe olarak çok aşağıdakilerden ona doğru çıkan bir salat ve selam var.


Bunları nasıl anlayacağız? Allah salatı ile Meleklerin salatı ile kulun Resülullah'a salatı nedir ne demektir? Bunları açıklayabilir misiniz?



Allahü Zülcelal "Ben yeryüzünde kendime halife yaratacağım" dediği zaman diğer daha önce yaratmış olduğu mahlukat tarafından itiraz edildi. "Ne lüzumu var?" Artık daha ayrıntılı söylemeye gerek yok biraz baksınlar. Allah "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" dedi. Sonra Hz. Adem'e Esma'sını verdi ve meleklere ona secde etmekle emir verdi. İşte melekler dinledi şeytan dinlemedi filan ondan sonrası mevzu ile şimdi alakalı değil. Allahü Zülcelal'in Adem'e verdiği esmalarla aslında Muhammed Aleyhisselam oluştu. Kurum olarak. Kişi, beden olarak değil. Kurum olarak. Adem de -Aleyhisselam- Muhammed Aleyhisselatuvesselam gizlidir.

Süleyman Çelebi'yi çok iyi anlamamız lazım. Nur bahri diye bir bahir vardır. Süleyman Çelebi'nin olup olmadığı bile münakaşalı, çok önemli değil. Bizim toplum olarak 600 senedir mevlidimiz çok önemli bir şey. Nur bahrine iyi dikkat etmek lazım. "Bil habibim nurudur dedi bu nur, Adem'in alnından" taaa muttasıl diyor, bitişik.

Abdullah'a kadar.

Hadi söyleyelim nasıl olsa Efendimizden konuşuyoruz. Hz. Abdullah bütün Arap kadınlarının talip olduğu bir delikanlı. Çok güzel bir delikanlı. Herkes ona varmak istiyor. Ve bu lisanende ortaya geliyor. Allah Efendimizin Anneliğini Amine Validemize bahşediyor o ayrı mesele. Hz. Amine ile - Hz. Amine Medine'li biliyorsunuz.- Mekke'ye akrabalarını ziyarete geldiği zaman çok meşhur bir şiir okuyucusu aynı zamanda, pek herkes bilmez. Ebu Kubeys dağında ayın 13. 14. 15. geceleri toplanıp şiir okuma adeti var Mekke ahalisi arasında. Ebu Kubeys dağında şimdi sarayın olduğu o dağın üstü, oranın manzarası fevkalade. Taa arkada Nur Dağına kadar gözüküyor. Ve mehtap ta ne oluyorsa bir de eski zamanın karanlık, sadece evlerde birer kandil var ama sokak karanlık. Çölde bir mehtap. Çöl değildir orası kayalıktır ya neyse. Orada mehtap. Orada Amine gelsin de şiir okusun diye O'nun geldiği zamanlar daha kalabalık oluyor. Güzel şiir okuyor. Öyle bir Hanım.

Ve Hz. Amine ile evlendikten sonra Hz. Abdullah, "Ya bu bizim talip olduğumuz Abdullah o kadar güzel adam değilmiş yav" demeye başlıyorlar. Bu seferde özellikle Amine Validemizin Medine'de ki akrabaları "Yav bu kız ne kadar güzelmiş biz neden farkında değildik" demeye başlıyorlar. Çünkü artık Nur'u Muhammedi artık Alak-ı Muhammed'i oldu. Bir çiğnem et parçası haline, Allah'ın koyduğu yer yüzünde üreme için koyduğu kanunların tatbiki olarak bir çiğnem et parçası halinde, maddeleşti yani. Efendimizin esma'dan oluşan kurumsal varlığı maddesel varlığa -yine İrade-i İlahi mucibince- dönüştü. Ve Hz. Amine'nin güzelliği - nedir o güzellik? Cismi Muhammediye hamil olması. Artık onda Cismi Muhammedi vardır. Velev ki bir çiğnem et parçası Kur'an-ı Kerim tabiriyle. Ve Efendimizin güzelliğini herkes görmedi. Tahammül edilemez, beşer kudretiyle  Cemal-u Mustafa'nın seyri mümkün değildir. Allah özel kuvvet verirse ne ala. Hatıralarını insan yapısı kubbesini görmeye tahammül edemeyenler var. Herkesi kendimiz gibi katı kaya kalpli zannetmeyelim. Ne rakik, ne ince, ne duygulu insanlar var yeryüzünde. "Kubbeni göreyim öleyim" diyor, yaya gidiyor Kubbe'yi gördüğü anda düşüyor. Dayanamıyor.

Hadi bunlara menkıbe diyecekler. Mısırlı meşhur şarkıcı Allah rahmet eylesin Ümmü Gülsüm. Suud Devletinin kadınları başka türlü ziyaret ettirme sistemine muhalefet edip kendi popülaritesini kullanarak "Ben Babüsselam'dan girecem" diyor müsade edeceksiniz bana. Onun hatırı için tenha bir zamanda Babüsselam daki erkekler kısmını boşaltıyorlar oradan giriyor Ümmü Gülsüm Hazretleri. Bir şarkıcıya hazret denir mi? Resülullah'ı böyle sevene hazret demeyen laik değildir, daha ilerisini söylemeyim. Şarkıcı Ümmü Gülsüm, kimin ne gönül olduğunu bilemezsin! Babüsselam'dan yani Efendimiz'in Kabr-i Saadeti'nin batı tarafındaki kapıdan, normal ziyaret usulü öyledir çünkü. Oradan girip sağ elini kaldırarak "Esselamü aleyk" diyor düşüyor bayılıyor. Lafı tamamlayamıyor. Bu ne gönüldür yav! Efendimiz'in bu muhabbetinden haberi olmayanlara biz ne diyebiliriz ki?

İlk kez duyduk bunu, Ümmü Gülsüm..

Tabi. Musikinin ne olduğunu bilmeyenler Ümmü Gülsüm'den ne anlayacak. Hz. Bilal'i tanımıyor! Nerden anlayacak musikiden! İnce adamların işidir bu. Bakın Hocam, Müslümanlık ince insanların işidir. Dervişlikte ince Müslümanların işidir. O imlikten geçmesidir, incenin incesi. Öyle kalın küt heriften Müslüman falan olmaz. Ha Allah'ın rahmeti fasidir, o başka mesele. Resülullah Efendimiz Aleyhisselatuvesselam Rahmetel-lil Alemin'dir o ayrı mesele. Biz başka türlü bir şeyden bahsediyoruz. Mükellefiyetlerden değil muhabbetten bahsediyoruz. Ve -sorduğunuz sualle sınırlı kalmaya çalışalım- Efendimizin Güzelliği, Cemali, -yeri gelince tekrar söylenmesinde mahsur yok- Hz. Yusuf kıssasının anlatıldığı Yusuf Suresinde, konuşulurken Hz. Aişe Validemiz Radıyallahu Anha: "Mısırlı kadınlar Yusuf'un güzelliğini görüp ellerini kestiler ama bu güzelliğin seyrinin verdiği keyifle ellerinin kesildiği acısını duymadılar. Yusuf'un güzelliği ile ellerini kesen kadınlar benim Efendim'in güzelliğini görselerdi bu bıçakları kalplerine sokarlardı" diyor.

Allah görülmez bilinir, Resülullah görünür bilinmez. Bilinmez. Ne yazık ki "Ene beşerün misliküm" ayetinin manasını kendi kıt fikirlerine kalkan edenler Efendimiz'i tanımıyorlar. Allah ve melekleri -"yusallüne" kelimesinin Arapça kaidesini biraz öğrensinler- Peygamber'e salat etti değil. Etmişti değil. Etmekte. Ediyor. Devam ediyor. Allah niye bunu böyle yapsın? Yav bu Muradı İlahi sana ne! Anlayabilir misin? Seni niye yarattıki o aman Allah be!? Sen kimsin!? Seni niye yarattı? "Ben yeryüzünde halifesiyim" e Efendimiz neci. Hakikisi O. Sen O'na yakın olduğun müddetçe yükselirsin, yakınlaşırsın. Sana Cenab-ı Hakkın verdiği o sıfata bile liyakat kespetmek değil ama ihsana zemin hazırlamak Efendimiz'e yakınlığın derecesinde o olur a kardeşim. Allah bunu böyle istiyor. Murad-ı İlahi bu bitti. Öyleyse "Ey iman edenler" sadece iman edenlere aittir. İman etmeyenler salat etmezler. "Sizde salat edin". Biz ne yapıyoruz peki? Bu emre uyan bizler elhamdülillah, tabi hem emri veren hem o emri tatbik ettiren de Rabbimiz'dir. Elhamdülillah. Biz yapıyoruz dersek ukalalık olur.

Kendisi de tatbik eden?

Evet. Biz ona kul olarak diyoruz ki "Allahümme: Ey Allahımız" yani duaya başlıyoruz. Biz senin bize salat etmeyi emrettiğin Habibi Edibi Zişan'ına layık bir şekilde salat edemeyiz. Edemeyiz, beceremeyiz. Öyleyse lütfen, Ey Allahımız, Sen O'na Senin uygun gördüğün, O'na layık gördüğün tarz da O'na ve Ailesine ve Sahabesine salat et Ya Rabbi. İşte budur. Biz salat etmeyiz. Biz Allah'a dua ederiz. Çünkü Allah'ın salat ettiğine kulan salat etmesi mümkün müdür? Becerebilmesi mümkün müdür? Olabilir mi böyle bir şey? O'na ancak Allah salat edebilir. Bizde bizim namımıza aman Ya Rabbi "Allahümme salli ala seyyidina Muhammed"..

Biz bilmeyiz, hakkını veremeyebiliriz..

Mümkün değil. Zaten veremeyebiliriz falan değil. Mutlaka veremeyiz. Allah "Salat ediyorum" diyor. Bizim Allah'ın salat ettiğine bizim salat edebilmemiz mümkün müdür? O Allah biz kum. O Rabbül Alemin biz aciz kul.     O Mabud biz abid. O Mescut biz sacit. O Halif biz mahluk. O'nun yaptığını yapabilir miyiz? Yapamayız. "Canım emretmiş" Evet, emrettiğini yapamayız. Bak ötekileri yapıyoruz dikkat et. "Namaz kılın" diyor kılıyoruz. Kendimizden bilmeyeceğiz, "bizi namaz kılmaya muktedir kıldığın ve kabul ettiğin için teşekkür ederiz" diyeceğiz Rabbimize ayrı mesele. Ama böyle bir dua etmiyoruz. Sadece "yaptığımızı kabul et" diye dua ediyoruz dikkat buyurun. Orucu açarken "bu orucu kabul eyle Efendimizden kabul eylediğin gibi" diye dua ediyoruz. Niyetlenirken "bunu bize kolaylaştır" diye dua ediyoruz. Bak hep yapıyoruz, yaptıklarımızı söylüyoruz. Salat etmek hariç. Salat etmeyi biz yapamayız Ya Rabbi diyoruz. Beceremeyiz. "Sen bizim yerimize namaz kıl" diyor muyuz? "Sen bizim yerimize oruç tut" diyor muyuz? Ama salat etmek emrini "biz beceremeyiz Allahımız, lütfen Sen yapıver O'na" diyoruz. Bu bile Resülu Kibriya'ya salat-ü selam okumanın ne kadar ehemniyetli olduğunu gösterir. Biraz böyle düşünürse insanlar bunun ehemniyetini biraz anlarlar. Bu çok önemli bir husustur.

Eyvallah Efendim. Efendim bunun gibi Kur'an'da yine geçen ve bildiğimizi sandığımız Alemlere Rahmet olmaklı Efendimiz Aleyhisselatuvesselam. Rahmeten lil Alemin. Bundan ne anlayalım bu ne demektir?

Şimdi maalesef ben bu ayeti kerimenin, Efendimiz hakkında değil Kur'an'ı Kerim hakkında olduğunu söyleyenlere rastladım. Halbuki bir mes'elenin, hüküm gösteren ayetin anlaşılması için mutlaka lisanın özelliklerini çok iyi bilmek lazımdır. Burada "Vema erselnake" ke eki çok önemlidir. Hem Kur'an-ı Kerim için bu ayet gelmiştir diyecek hemde "ke" diyecek. Arapça bilmiyorlar bunlar her şeyden önce. "Ke" neye denir?

Muhatap insana denir.

İşte bu kadar basit. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim alemlere rahmet değildir. Tabi rahmettir o ayrı meselede, bu ayet o değildir yani. Birde çok önemli Arapça bir kaide daha vardır biliyorsunuz. Arap lisanında bir konuya kuvvet vermek için evvela menfi olumsuz söylenir, illa ile ancak ile kuvvetlendirici olan müspet olanı olumlu olanı söylenir.

Bunun tipik misali "La ilahe illallah"tır. "La ilahe:Tanrı Yoktur, İllallah: Ancak Allah vardır." Aynı zamanda tahliye, tahmil tahliye dediğimiz meseledir. "La ilahe" lafza-ı celiliyle, kalbinde gönlüde beyninde kafanda nerendeyse varlığında ilah zannettiğin şeyler varsa önce onları boşaltacaksın "La ilahe". Sonra yüklüyeceksin "İllallah". Bunu Şemseddin-i Sivasi Hazretleri bir beytinde şöyle anlatıyor: "Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk Pâdişâh konmaz saraya, hâne mamûr olmadan". Misafir geleceği zaman evimize haberli bir misafir, ev ahalisi biraz böyle sandalyeleri düzeltir acık toz alır bilmem ne yapar bir şeyler yapar yani, hele hele bayram arifelerinde bayrak temizliği diye bir adetimiz vardır cemiyet halinde. Neden? Misafir gelecek. Eee. Kalbe gelecek olan Allah için, kalbini temizleyeceksin. "La ilahe illallah".

İşte ayeti kerimede de "Vema erselnake" Seni irsal etmezdim - bak irsal başkadır inzal başkadır. Kur'an-ı Kerim ayetü beyyinatı hakkında inzal kullanılır. Nüzul eden inen. İrsal ise, işte resul irsal aynı kökten, gönderilen demek. "Seni göndermezdim: Vema erselnake", "İlla: Ancak ve ancak", "Rahmetenlil Alemin: Alemlere Rahmet olarak gönderdim" bu kadar kolay. Yani "Senin yüzün suyun hürmetine, günahları affederim, kabahatleri örterim, mükafat veririm" vesaire vesaire "Ne yaparsam Senin hatırın için yaparım, Senin rahmetinden dolayı yaparım çünkü ben öyle istiyorum var mı bir diyeceğiniz" derse Allah bize ne diycez? "Canım öyle istedi. Ben Muhammed kulumu öyle yaptım size ne" derse. Hayır efendim yapamaz. Olur, senin benim düşüncemle sınırlıydı çünkü Allah. Olur mu öyle şey. Alemlere rahmet Rabbül Alemin'in iradesidir. Bitti o kadar. Nasıl alemlerin Rabbi ise o alemlere rahmet vesilesi olarak da Muhammed Mustafa'sını göndermiştir. Bundan ibaret bitti. Bundan gerisi boş laf-ı güzaftır.

Alemlerin aynı zamanda sadece dünya denen bildiğimiz alem veya bunu daha dünyevi hayatla genişletirsek, galaksiler değil ahret alemi, ruhlar alemi, cisimler alemi, nebatlar alemi..

18 bin alem diyorlar..

Buda sadece bir kesretinden kinayelenen, Allah'ın alemleri öyle rakamlara falan sığmaz. Bildiğimiz alemler var bilmediğimiz alemler var. İsmini koyabildiğimiz var koyamadığımız var. Bütün alemlerin zahiri var batını var filan. İşin içinden çıkılmaz bir meseledir. 18 bin kelimesi kesretinden kinayedir.

Şimdi bütün bu alemlerin rahmet sebebi Efendimizdir. Daha öne gelelim, yaradılış sebebidir. "Levlake Ya Muhammed" "Levlake lema halak-tu'l-eflak" efendim işte buda mevzu mudur, bilmem ne midir, amaan Allah aşkına yani. Bir hadis ilminde bir takım sınıflandırma yapmışlar ona göre. Yani Resulü Ekrem Efendimiz Hazretlerinin bütün Hadisi Nebevi'sinin hadis uleması tarafından tamamen kitaplarla tespit edilmiş olduğunu ve Kütüb-i Sitte'den ibaret olduğunu söylemek mümkün mü yav? Allah o kitaptaki tekliği Kelam-ı Kadim'ine mahsus kılmıştır. Ancak Kur'an-ı Kerim tek kitaptır, ilavesi eksiltmesi çıkartması noktası virgülü değişmesi olmaz. Dolayısıyla Hadisi Nebevi kitapları "Efendimizin bütün hadisleri bunlardan ibarettir" de-ne-mez. Onun için bu hadis de hadisi kutsi de elbetteki hadisdir. İnanmayan ne olucak bir şey kaybetmez. Kaybetmez zannedilir. Efendimize yakınlığı kaybeder.

"Ve inneke le alâ hulukın azîm: Muhakkak sen yüksek bir ahlak üzeresin" Bu büyük ahlak üzere olmayı istirham edecem bir de Efendimizin bir hadisini hatırlıyorum "Allahümme" diye başlayan "Vücudumu güzel yarattığın gibi ahlakımı da güzelleştir" mealinde tam ifade edememiş olabilirim.

Şimdi "Ahsen-ül Halikin: Yaratıcıların en güzeli" yani en güzel Yaratan gibi Ahsen-ül Halikin'i işte başka halikler de var ama en güzeli Allah'tır diye anlamakta çok sınırlı olur. Kısıtlı çok kısıtlamış oluruz. Cenab-ı Allah her şeyin yaratıcısıdır. Halik-i Mutlak O'dur amenna. İnsan bedeni şekil itibariyle dünyanın en estetik varlığıdır. Ve bir takım çirkin diye adlandırılan bazı insanlar tarafından çizgiler bile mutlak değildir çünkü o çirkin dediğine bir başkası dünya güzeli gözüyle bakabilmektedir. Bunlar nisbi şeylerdir ama bir genel ölçüler oranı vardır. İşte o oranlara da estetik ilmi denir. Mutlaka bir oran vardır. O orana ne kadar yaklaşılırsa beğenisi o kadar çok çoğalır. Mutlak olarak herkes beğenir diye bir şey yok. Bu kadın erkek farkı da çok önemli değildir. İnsan bedenidir mühim olan. Bu sadece bedenden ibaret olmayan insanın, aletlerden ibaret olmayan insanın başka boyutları da vardır. Bu boyutların Yaratıcısı da Allah'tır "Ve tebarekallahu ahsen-ül halikin" işte O'dur. O en güzel Yaratıcı aynı zamanda mübarektir.

Huy demek iç yapı demektir. Hulk denilen şey. Haluk diye kullandığımız isim güzel ahlak sahibidir. Efendimiz bir başka hadislerinde "El İslamü hüsnül hulk" buyuruyor. İslam güzel ahlaktır. Tabi bu işte "efendim benim ahlakım güzel ben yeterince Müslümanım" demek yetkisini vermek insanlara. Çünkü huy hulk davranış biçimi bir başkadır, mükellefiyetler bir başkadır, muhabbet bir başkadır. Bunların hepsi birden olursa olur. Benim kalbim temiz karnım semiz olmaz. Mutlaka mükellefiyetlere riayet edilecek.

Güzel ahlak ahalinin güzel gördüğü değil, Allah'ın güzel gördüğüdür. Allah neyi güzel gördüğünü, neyi güzel görmediğini Kur'an-ı Kerim de bize bildirmiştir. Mesela temizlik. Allah sever. Temizleri sever. Zahiri temiz olmayanın batını temiz olmaz. Çok nadiren bazı evliye menkıbelerinde başka meseleler için bazen beden temizliğine riayet edilmediğine dair meseleler vardır, bunlar ahalinin anladığı gibi değildir. Ehline malum şeylerdir. Sui misal misal teşkil etmez. Yani kötü misal örnek alınmaz. Zaten Efendimizin davranış biçimlerini örnek almak her Müslüman üzerine farz-ı ayndır. Ayetle sabittir. Herhangi bir davranış biçimimizde biz Efendimizden örnek almıyor isek farza muhalefet etmiş oluruz Allah'ın emrini yerine getirmemiş oluruz yani günah işlemiş oluruz. Bu kadar basit.

Her halimizin bir örneği Efendimizde vardır. "Efendim biz onu yakalayamadık" Pekii, yakalayanları yakalarsın. Nasıl Efendimizin ilmine tam manasıyla varis olmak mümkün olmadığından dolayı itikadde başka imamlar amelde başka imamlar oluştu ise muhabbette başka imamlar oluştu ve biz bunların birine tabi olup kurtulabildiysek yine bu Efendimizin müjdesiyledir, ahsab-ı ikramın kalabalıklığını nazara itibare alarak konuşursak "hepsi birer yıldız gibidir, hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz" mealindeki hadisi şerifi bize kendisine ulaşma yolunda ulaşmış olanlara tabi olmamızın caiz olduğunu belirtiyor. Biz bir zatı şerifin, Hz. Abdulkadir'in mesela, Hz. Ahmet Er Rufai'nin, Hz. Mevlana'nın, Hacı Bayramı Veli'nin Efendimize ulaştığına itikadımız var ise onun arkasına takılmakla Efendimize ulaşma yoluna gidiyorsak bu Efendimizin müsaadesi dahilindedir. Hatta müsaadesi değil yol göstermesi, tavsiye etmesi dahilindedir. Bitmiştir mesele. İşte Efendim Hz. Mevlana'nın ulaştığını nereden bilecez. E canım bir adama yaşını soruyorsun diyor ki 35 40 60. Ona inanıyorsun da Hz. Mevlana'nın "Men bende-i Kur'anem eğer can darem, Men hak-ı reh-i Muhammed muhtarem" dediğine niye inanmıyorsun. Ben O seçilmiş Muhammed'in ayağının tozuyum dediğine neden inanmıyorsun. "E ben inanmam" inanmazsan inanma bana ne yav. Ama inananlara "niye inanıyorsun" der.

Hacı Bayramı Veli Hazretleri asırlardır arkasına adam takmış. Ona uyarak yetişen adamların listesini bir çıkar işte bitti. Bunlar delil midir evet delildir. Peki yanıldıysam ne olacak? Ben hüsnüniyetle Efendimize ulaşmak için "Ey Rabbim bu zatın arkasına takıldım ama o zat yanlış yerdeymiş." "Ben tetkik ettim bana verdiğin bu zahir ilimlerle bunu tetkik ettim. Zahiren bir yanlışını bulmadım, görmedim" dediğin zaman yırtarsın. Mesuliyetten kurtuluş vardır. Ama körü körüne birinin peşine takılırsan farzdan sünnetten haberin olmazsa, kendi nefsani tembelliklerine arkasına takıldığın zatı alet edersen, canın rakı içmek isteyip de Hacı Bektaşı Veli Hazretlerini buna perde edersen o senin şahsi terbiyesizliğindir.

İşte Efendimizin alemlere rahmet olması, evvela biz kendi alemimiz için ele alırsak, insanlığın ne kadar kurtarıcısı, onu felaha eriştiricisi, yükselticisi varsa Efendimize uyanlardandır.

Büyük ahlak üzere olması da

Büyük ahlak üzere olması Rahmeten-lil Alemin'liğinin bir neticesi  bir gereği yani bu sebep netice ilişkisi çok fazla önemli değil burada ahlakının yüksek olması. Zaten öyle yarattım diyor Allah. Buradaki davranış biçimleri çok önemli. Bunu her zaman söylemeye çalışıyoruz her sohbetimizde. Bir daha tekrar edelim. Resülu Kibriya Efendimizin gerek kırk yaşından sonraki hayatında kendisine daha sonra gelecek olan ayetlere, gerek kırk yaşından önceki hayatında, henüz kendisine hiçbir ayet nazil olmadan önceki davranışlarında sonradan nazil olan ayetlere muhalif tek nokta bulmak mümkün değildir.

Bunu daha önceki programlarda da..

Bunu ama öğrensinler. Kırk yaşında peygamber oldu lafıyla doğrusu ben üzülüyorum ve sinirleniyorum.

Başka bir nokta yine Efendimizle ilgili. Günde 70 defa Efendimizin istiğfar ettiği rivayet edilir.

Tabi Hazreti Peygamber ile kendini aynı teraziye koymak küstahlığında bulunan cahiller bunu anlamazlar. O'nun istiğfarı ile onun istiğfarı bir mi.

Yani yanlış mı yapıyordu ki istiğfar ediyordu?

Hayır hayır hayır. Biz ancak yanlış yapar o yanlışlığımızdan dönmeye çalışırız. Efendimize Cenab-ı Hakkın kudreti gereği ihsanı o kadar çok idi ki bir evvel ki hali bir sonraki haline göre istiğfarı gerektiriyordu. Yani günde en az - buradaki rakamlara pek takılı kalmamak lazımdır, bunların hepsi sloganlaşmış rakamlardır, kaç tane olduğunu kendisi bilir, Allah bir de tabi. Her gün mertebe kat etmektedir Efendimiz. Çünkü Allah'ın ihsanının sonu yoktur.

Bakın "insanların eşitliği" dolması, yutulacak bir dolma değildir. İnsanlar sadece mahkeme karşısında eşittir. Filancanın oğlu olduğun için adalete muhalif davranamazsın, filanca paran filanca etiketin olduğu için adalet sana değişik çalışmaz. Bu manadaki eşitlik her manadaki eşitliğe kadar genişletilmiş ve fevkalade yanlıştır. Dolmadır eşit değildir. Allah'ın kulları da eşit değildir. Müslümanlar da eşit değildir. Hiç kimse hiç kimseye eşit değildir. Ve bu bir takım sınıflandırmalarla ulema tarafından alimler bilginler tarafından - ulemayı da ne yazık ki bir sınıfmış gibi anlayan cahiller var. Ulema sınıf değildir. Çünkü sınıf belli bir yere mensubiyetle oluşan bir olgudur. Ulema ise her okuyan her bilgi kazanan olur, alim. Ulema alimler demek ya. Belli bir sınıf demek değil. Papazlarla aynı teraziye koyuyorlar. Ruhbanlık bir sınıftır. Alimlik bir sınıf değildir. Onun için ulema kelimesini doğru anlasınlar.

Alimlerimiz bu sınıflandırmayı yani insanların eşit olmadığı sınıflandırmasını biz anlayalım diye yapmışlardır, kat'i değildir. Şimdi akıl sahipleri var, ululelbab olan var. Mukarrebin olan var. Kutbiyet sahibi olanlar var. Bunlar değişik değişik gruplardır. Ve bunların bazılarının yaptıkları sevap aynı şeyi başkası yaparsa günahtır. "Hasenatül ebrar seyyiatül mukarrabin"dir. E canım biraz da kitap karıştırıp öğrenin, bu mevzularla ilgili olmak istiyorsanız. Bir tek radyo sohbeti dinleyim alim olayım ucuzluğu yoktur. Kusura bakmayın yani. Ebrar "birr" sahipleri demektir. Onlar "hürr" olanların bir üst kademesidir. Hürriyete de istikamet verenlerdir.

Hürriyete istikamet vermek..

Bunlar uzun derin işler bu kadar yeter. Bu ebrar olanların mübarek görülen, güzel görülen halleri bazı davranış biçimleri, Allah'a yakın olanlar işlerlerse onlar için günahtır. Efendimiz Aleyhisselatuvesselam hiç bir kategoriye sığmayan, kategoriler üstü bir Zat-ı Şerif'tir. O'nun tövbesinden bizim seyyiat dolu nefis dolu kabahatlerimizin tövbesini aynı teraziye koymak küstahlığında bulunmayalım. Bizim ki eksikliğimizin giderilmesidir, O'nun ki ifade-i şükürdür.

İfade-i şükür..

Evet. Ayrıca hemen şunu söyleyim niçün istiğfar ederdi. Allah tövbe edenleri sever çünkü tevvabdır, kendine tövbe edilmesini sever Habibullah olduğu için Allah'ın sevdiği fiili Efendimiz işler. Oda var işin içinde.

Şunu anlamadım Efendim, sorumu da maruz görün saçma bir soru.

Estağfirullah.

Efendimiz mükemmel yaratılmadı mı ki 

Evet mükemmeliyetin sonu yok ki. "Bir yere vardı bitti" öyle bir şey yok.

O Allah için geçerlidir değil mi Efendim, Allah mükemmeldir.

İşte tasavvufdaki "seyr-i ma-Allah" o demektir. Allah ile seyir.

Efendimiz mutlak kemale erişmedi mi Hocam yani..

Mutlak kemale mahluk olarak erişti, Halikın kemaline Efendimizde erişemez.

Peki insanı kamil ile kastedilen Efendimiz midir?

İnsanı kamilin yegane mümessili Efendimizdir, Efendimize varis olmakta ne kadar ileri gidilirse mevcut insanı kamilde o kadardır. Şimdi miras meselesi çok önemlidir bakın. Bir zatın hiç bir kazanımı yok. Tembel, cahil, parası pulu yok. Babası çok zengin. Vefat etti. Fabrikalar, apartmanlar, hanlar, hamamlar hiç bir emeği olmamasına rağmen o çocuğa intikal eder. Miras bu mudur? Kanunen de hukuken de Allah indinde de böyledir. Budur miras. İlimde böyledir. Verasetül Enbiya olmakta böyledir.

Alimler neyi tevarüs ederler?

Resülullah Efendimizin ilmini tevarüs ederler. Allah istediğine verir. Bir kabiliyetsiz delikanlı, babasının çalışarak edindiği bütün mala babasının vefatıyla sahip olur. Emeği yok. İşte böyle emek vermeden alim olanlarda vardır. Nedir peki o çocuğun babasına varis olma sebebi? O babanın yavrusu olmasıdır. Yavrusu O'na yakındır. Resulü Kibriya'ya böyle bir yakınlık kespettiğin zaman çalışmana mal mülk edinmene lüzum yok. O yakınlıktan varis olursun.

İlmi Vehbi mi Efendim?

Oda dahil zahiride dahildir kısbi de dahildir. Yakınlıktan bahsediyorum ben. Bu bir misaldir. Yani Resülullah Efendimiz vefat etti mirası şuna buna kaldı. Böyle bir şey yok.

Şimdi son bir soruyla programımızı da bitirelim Efendim. Esma-i Nebi var. Esma-i Hüsna dediğimiz Allah Celle Celalühu'nun esmasıdır, isimleridir. Bir de Esma-i Nebi vardır ki onlar işte belli bir sayıya hapsediyor. Mesela iki yüz..

Yok yok yok yok estağfirullah. Kimse öyle bir şey söyleyemez. Tespit edebildiklerimiz bildiklerimiz sınır koyamazlar herhangi bir ilme. Olmaz öyle şey, o yanlışlıktır. Şimdi Evvela Esma-ül Hüsna'nın bazı ahalimiz tarafından yanlış anlaşıldığı ile başlayalım. Pek çok kez duydum ben Allah'ın 99 ismi var diye.

Çok söylenir.

E öylemi?!

Değil tabi Efendim.

E değil tabi ya. E yanlış biliyoruz. Hadisi şerifi bilmediğimiz için birde o 99 Esma-i Hüsna'dan levha filan yapılıyor işte Allah'ın 99 ismi vardır. Bir de namazlardan sonra çekilen 3 adet tespih 33'erden 99 insanlar kendi kafalarından böyle bir şeyler kuruyorlar. Hayır böyle bir şey yok. Hadisi Şerifte Efendimiz ne buyuruyor: "Allah'ın esması içinde şu 99 tanesi vardır ki" demek ki 99 ile sınırlı değil. Bunlar iksa edilecek, yani ezberlenecek tekrar edilecek okunacak dua edilecek manası öğrenilecek, bu esmalardır. Bunlar böyle yapılırsa cennetlik olunur filan filan. Ama Allah'ın 99 Esması vardır demiyor Efendimiz. Esması içinde şu 99'unu ezberleyin diyor. Tatbik edin diyor, öğrenin diyor, okuyun diyor.

İbni Arabi Hazretlerinin çok önemli bir sözü vardır: "10 bin civarında Esma tespit ettim, hepsinin gölgesinde Resulü Kibriya'nın Esmasını gördüm" diyor. "Bu ne demek efendim" E bunu da anlayan anlasın. İbni Arabi'yi de herkes anlayacak değil ya.

Resulü Kibriya Efendimiz alemlere rahmettir ama alemlere sığmaz. Sığsa sığsa gönüllere sığar. Çünkü alem gönül kadar geniş değildir. O'na bende olmanın yolu, O'na bende olanlara bende olmaktan geçer. Padişah-ı Alem olmak bir kuru kavga imiş, bir veliye bende olmak cümleten evla imiş.

Efendim çok teşekkür ederiz.

Hiç yorum yok: